Skip to content

Sigara

02-Şub-10

koş.
kaç koşabildiğince,
nefes nefese ve ter içinde;
sırıl sıklam.
hep onun yüzünden..

Paylaş/Sakla

Arz ile Talep

31-Oca-10

- “Badem, ne kadar güzel bir uyum sergiliyorsunuz taze olduğundan gereksiz yere şüphe ettiğim kuruvasan ile birlikte…”

Yerel esnafı desteklemekten çekinmeme sebep olacak kadar sert bir kenarda durma isteği var bugün içimde.

Tekrar yüzyüze gelmek istediğim çiçeklerin yaprakları altındaki masanın dolu olduğunu farkedince hemen ilerideki bu köşede oturmayı tercih ettim. Dönülen ile oturulan arasında bir farklılık olduğu kesin. Kalabalık bir yerin jeopolitik önemi olan bir konumunda oturmak insana kendini daha bir güvende hissettiriyor tabi…

- “Yapraklarının altındaki masada oturanlar az evvel kalktılar.”

Reçel kavanozunun suskun dikiliyor olması, geçen sefer ki kahvaltıyı düşününce garip doğrusu. Wilkin ve Oğulları’ nı tereyağından ayırmamam gerektiğini biliyordum. Sipariş esnasında da düşünmüştüm aslında. Gerçi olmayan nane aromasıyla arasında son anda gerçekleşen bir takasın mahsûlü zaten.

- “Önsezilerime güvenmeyi artık öğrenmeliyim.”

Az kalsın uzun, saplı cam bardağın soğuk ve itici hali ile değişmek durumunda kalacakken son anda yırttığım için olsa gerek gözüme biraz daha farklı görünüyor iri yapılı fincan. Üzerindeki köpükten eser kalmamış kahveye uzanırken aklımdan köpüğün günden güne azalan ilgisine karşı bir takım savlar geçiyor.

Uzun kaşık fincanın yanında hiç de işlevsel durmuyordu zaten. Üzerindeki kahve damlasıyla, göğsünden vurulunca masanın altına doğu uzanıp kalmış, italyan parlak takım elbiseli genç bir adammış gibi görünüyor. Yarasına bastıracak bir eli olmaması ne kadar da kötü olmuş.

Bugün aynadan yansıyan fotoğrafların yerini tavandan sarkan bordo abajur almış gibi. Gündüz mesaisinde çalışan lambalar hep daha farklı gelmiştir aslında. Dış görünüşerinden başlayarak daha farklı bir misyon üstlendikleri ortada sanırım. Kaşığın fincanın hemen yanıbaşında ölümünü dahi aydınlatamamış olmaları başka bir konu elbette. Hem de gündüz gözü!

- “Hayır, garsonun geçerken masaya ve üzerindekilere bakması görevini yapıyor olduğundan başka birşeyin işareti olamaz.”

Geçen sefer gereksiz yere masanın üzerinde yatan çakmağımı bugün unuttuğum yeri anımsayınca, yine gereksiz yere kenarda duran gri plastik saplı anahtarı ve arabam ile çakmağım tarafından getirildiğim tezgahı çözüyorum. Hiç olmazsa biraz daha cana yakın birini, mesela o küçük gözdeki şekerleri kullanabilirlerdi. Hem biraz hoşuma gidebilirdi, hem de çakmağımı aldatmak durumunda kalmamış olabilirdim.

- “İçtiğim kahvenin soğukluğu gitmem gerektiği konusunda neden bana baskı yapıyor bilmiyorum.”

Fotoğrafların ilgi çekemeyecek yoğunluğundan istifade aynadan yansıyan parçalardan bir kaçının canlılığı ilgimi çekiyor ancak yansımalardan ziyade asıllarıyla ilgilenmek çok daha isabetli görünüyor.

Reçel kavanozu, bugünkü hamurişinin katlinde bana eşlik eden suç ortağım bıçak, fincan ve göğsündeki kanı kurumaya yüz tutmuş uzun kaşık kenardaki tepsinin üzerinde tepkisiz duruyorlar. Ya çiçeklerin teklifini reddetmemden dolayı bana kızgınlar ya da bugün bir hayli geveze oluşumu saygıyla kabullenip dinlemekle yetiniyorlar.

- “Kahve soğuk olduğunda bir yudumda içip bitirmek daha kolay oluyor.”

Paylaş/Sakla

Gece

30-Oca-10

Evet evet karanlık. Tıpkı gece gibi. Bulutlu bir gece gibi. Ayın yarım yamalak görüntüsünden güç alıp yıldızları esir almayı başarmış bulutlarla kaplı bir gece.

Çabalarıma kayıtsız kalıyor anahtarların tümü, aydınlatmıyor. Ucuz ahşap taklidi kaplama zemin kulaklarımdan tutup odama kadar sürüklüyor beni.

Bir şezlong geceye uzanıyor, bulutların altına doğru.

Paylaş/Sakla

Ensen kalın olsun

28-Oca-10

Haydi tut kendini ve at şu karşıdaki duvara, sonra bir de çal burada dikilmiş durana. Camlardan raflanmış dolaplara daldır kafanı, oradan çıkarıp kaldır da ahşap masalarda rahatlat bedenini.

Mahal verme ne zaman eseceğini bilemediğin rüzgarlara, onlara bırakma. Kendi kafanı kendin kır, öyle rahatla.

Paylaş/Sakla

Sabah

28-Oca-10

Gün gider, gece çöker ve sessizlik doğar doğasından karanlık odana.
Sonra yine gün olur, ayar sahip olamadığın düşlerin kahrına; bir de utanmadan sabah dersin adına…

Paylaş/Sakla

Adım adım bir adım

24-Oca-10
crato

otɐɹɔ

Koşarak kaçamadığımı anladığımdan beri alışmaya çalıştığım sesler ile beraber yürümeye çalışıyorum. Ayakkabı numaramın büyüklüğünü saklamak istermişçesine bir sıkıntı var hantal adımlarımda.

Önümdeki aynadan bir takım fotoğraf parçaları yansıyor, bakıp bakıp tahmin etmeye çalışıyorum gerisini.

Sağ kulağımın içi ile sağ elimin ortadaki üç parmağının üst tarafları feci bir halde kaşınıyor. Taze hamurişi ile ikram edilmiş tereyağı ve reçeli tepsinin uzak köşesine itip, aroması nane ile güçlendirilmiş kahvemin köpüğüne ilişemeden, bir yudumunu gaspediyorum. Elimdeki parça kağıt fazla katlanamıyor maalesef. Koca fincanın iki yakasına iki elimle yapışıp, kahve süslü köpüğüne tecavüze yelteniyorum; sonuçsuz kalıyor. Kaşık dahi köpükten hakkına düşen payı almış olmanın rahatlığıyla yayılmış dik dik yatıyor! Gözüme az evvel hamurişini katlettiğim ışıldak bıçak ilişiyor. Konuyu değiştirebilmek amacıyla gözlerimi tavandan asılı bordo avizeye çevirmek zorunda kalıyorum.

Beyaz tabak üzerindeki kırıntılara takılıyor düşüncelerimin ucu. Yine az evvel lime lime doğradığım hamurişine kayıyor aklım. Biraz daha olsaydı daha mı iyi olurdu diye soruyorum yanımdaki saksıda dikili çiçeğe. İstifini bozmadan büyük yapraklarını beni gizlemek için sarkıtmaya devam edip, suskunluğunu koruyor. Yanında dikilmiş duran arkadaşları hiç oralı olmuyor bile.

Minik kavanozdaki reçel tereyağı paketinin üzerinde ne kadar da eğreti duruyor. Masanın ayaklarında oluşabilecek herhangi bir aksaklıkta kendini ortalara atıp patırdıyı koparacakmış gibi sanki. Oysa masanın ayakları yere ne kadar da sağlam basıyormuş gibi.

Yaslandığım yerden o koca fincana uzanmaya üşeniyorum. Neyseki tek el ile kontrol edebilmek daha kolay şimdi. Bu yüzden geri kalan kahvenin tamamını bir yudumda içip, köpükten hakkım olan payı yudumlayayım istiyorum. İçimi ısıtması gerektiğini tasarlamış olmama aldırmadan serinletiyor geçtiği yolu.

- Geç kalmaya başlıyorum yine, kalkmalıyım.

Paylaş/Sakla

Al Götür

24-Oca-10

Çek kopar kolumu, sonra kulaklarımı. Unutma gözlerimi ve bacaklarımı.
Al götür bende ne varsa hepsi sende olsun.

Sen dolan bende sensiz bir işe yaramaz hiç biri.

Paylaş/Sakla

Anlat

17-Oca-10

anlat.
ki çözülsün duvarlara konuşan dilim; görsün günü, boşluktan başka görmeyen gözlerim.

vur kafama, kır kemiklerimi, anlat.
ki çözülsün buz mavisine donan düşlerim; görünsün buğulu camlarda güneşim.

anlat.
O’nu gör, Ben’i dene, Sana anlat.

Paylaş/Sakla

Behind The Moment (Blackpool Chronicles, Book 3, The Intro)

13-Oca-10

Soğuk rüzgar eşliğinde yüzünü çizmekten geri durmayan bir yağmur altında, attığım her bir adımın yankısını vasati üç adımdan sonra işiterek ilerlediğim ritmik bir atmosfer içerisinde nefes alıyormuşum gibi.

Kimi zaman bir ya da bir kaç iri yapılı martı tarafından dürtülerek uyandırıldığım soğuk günler dışarısında bir çoğunu uyuyarak geçirdiğim günlerin ardından bakmaya çalışıyorum şu günlerde.

Acziyetimi açık edebilecek kadar güçlü olmadığımı idrak ettikçe hazırladığım tüm cümleleri iç hesaplaşmalarımda kullanmak üzere saklayıp, siyah bir kalem ile üzerini çizip altına bir hiç yazayım istiyorum.

Hiç.

Original: Impression III by Kandinsky

Original: Improvisation by Kandinsky

Paylaş/Sakla

Kutlu olsun

01-Oca-10

Elin gavurunun sahiplendiği topraklarda, kim ile ne konuşursam konuşayım, benimle konuştuğunu rahatlıkla duyabildiğim bir içsesim varmış gibi düşünmek işime geliyor.

Her kelimesinde ruhumdan bir parçayı nefesiyle yakan bu ses, şu elin gavurları arasında ne kadar yalnız olduğumu bana hatırlatıp duruyor hiç usanmadan.

Sevdiklerinizden santim ayrılmayacağınız, akılların ermekte zorlandığı türlü dolapların dönmediği ve daha önemlisi bir şekilde döndürülmeye çalışılan bu dolaplara öküzün trene baktığı rahatlıkta bakmadığımız, hayallerimize sığmayacak güzelliklere ve hayırlara vesile olacak bir ikibinon var tüm dualarımda…

otɐɹɔ

Paylaş/Sakla