Skip to content

Diyorum ya işte…

Evet, benim de bir arkadaş var ve o da yani.

Pek tanımam etmem, kronolojik bağlamda yani. Doğum günü falan hatırlanır artık, adetten oldu resmen götümüze. Neyse işte o da dediğim gibi yani.

Yani, tanıyorum huyunu suyunu, bir çok yanını ve tahmin ediyorum en çoğunun henüz mahrem kaldığını. Yani misal, az evvel de söylediğim gibi, üzerimde bir hayli yanilik söz konusu. Kimi zaman kendi kendime şu son 45 saniye içerisinde hangi konuları ele aldığıma dair bir yazılı yoklama yapacak olsam, dünyanın en az nüfuslu sınıflarından biri, sebepsiz kalkıvermiş götünden ilham alarak, “sorulan soruların işlemediğimiz konulardan bir diğeri dışında hiç bir başlık ile yakından uzaktan alakası olmadığı” anafikirli basın açıklaması teşebbüsünde bulunabilir, illâ ki.

Yani, öyle ki çene kaslarımın yirmiyedi metre öteden seçilebiliyor olmasına dahi şaşırmadığım oluyor. Yani diyorum yine, gevezelik baştaki başka bir bela.

Bazen de sanki “start up” klasörüne uygun bir dilde hazırlanmış bir .ini belgesi yerleştirilmişçesine herneyselik bir hal, bir tavır, bir de tuhaf.

[Zaman zaman kimi saygıdeğer ve hayli kıymetli muhataplardan bu konuda yediğim zılgıtlar utandırmaktadır. ] Sanıyorum.

Herneyse, ne diyordun? Hah, sanırım şöyle diyordum; bu aslında yetmişlerin sonlarından beri süregelen bir hikaye ancak bir sonraki ânım hakkında en ufak bir fikrim olmamasından hareketle anlatamayacağımı sanıyorum ve “Öyle böyle derken” şeklinde bir giriş yaparak devam etmek hoşuma gider diye düşünüyorum. Herneyse, öyle böyle derken gün olur, önce intizamlı bir şekilde, ayrı ayrı, geri dönüşümlü mukavva kutuları araç edinerek istifleyip, listelersin hangi kutunun hangi bölge malzemeleri kullanılarak doldurulmuş olduğunu. Artık herşey çok daha güzel olmalıdır ve olacaktır, yersen, belki de.

Zaman geçer, öyle böyle derken hangi kutunun hangi bölgenin mültecilerini barındırdığından çok hangi kutunun içerisinde hangi malzemenin bulunageldiğini çözmeye başlarsın. Yani, ilmik ilmik örülen bir nevi ağ işte. Bir bir aklına kaçar hepbiri, acele etmeden, düzenli marş intizamında. [Kendi kendine refleks falan gibi bir olaydır belki. Bünyedeki aktivasyon enerjisinin beklenen düzeyin bir hayli altında olmasından kaynaklı olabileceğine kendimizi inandırdığım, hiperaktivite adı verilmiş bir vak'a olacağını düşünüyoruz. Konsantrasyon eksikliği olarak da adlandıranlar olacaktır elbette.]

Sonra sonra yamulur insan, kutuların ve içerisindeki malzemelerin artan sayısının altında ezilmekten ziyade, farkında olmadan yalana bağlamış olmasından bence.

“Zaten ne oluyorsa bu reflektif tepkiler yüzünden olmuyor mu kardeşim!” deyip ince bir isyan bayrağı çekesi geliyor insanın kendine. Tamam da nereden çıktı kardeşim ikinci el elektronik cihazlar satan bir dükkanın ortasında göbek atarcasına yürümek, ben onu anlamıyorum.

Hadi bakalım, topla toplayabilirsen şimdi. Belki “power sliding” olur, yazdıklarını çözmemde yardımı dokunur.

Paylaş/Sakla

Hadi birşeyler söyle.

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz.Valla! * olarak işaretli yerlerin doldurulması mecburi olup, gereği bilgilerinize arz olunur.
*
*