Skip to content

Anlatanın bir yüzü kara,

Hah! Ne diyorduk? Aslında kızıl turuncu olması gereken güne bakınca insanın içinden “yine bir patatesli ve bol soğanlı Pazartesi gününde daha beraberiz” diye söze giresi geliyor insanın.

En kral yerdeyim bugün. Biraz dolanıp da girdiğim kahvecide siparişimi verdikten sonra kısa bir süreliğine de olsa bulunduğum yerde asılıp kalmama sebep olabilecek şeyler var kafamda. Hani karşında duran insan kendisine mal mal bakan bir çift göz ve eşliğindeki elemanlardan başka bir şey göremez ya. Öyle gibi.

Masadan kıvrılıp düşen kitabın dahi bir işaret olabileceğini düşünecek kadar alıngan ve hatta gergin olduğumu gözlemledikçe “düşünen de yine muayyen bir günündesin sanacak” diyebilecek kadar da ileri gidebiliyorum üstelik.

Aslında aramızda şu saksıdan başka bir şey olmayan deri koltuklu masada gözüm kalmıştı ama ben kahvemi alıp sıradan çıkana kadar kapıldı maalesef. Ama bu masaya da kendi rızamla oturdum. Elbette.

Şimdi bakıyorum da o deri koltuklu masa ve sakinleri ile aramda gerçekten şu saksıdan başka bir şey yok. Evet ama beni asıl düşündüren; ecnebilerin Six Degrees of Separation olarak adlandırdıkları mevzu. Yani hâlâ daha şu sol taraftaki koca yapraklı yeşil şeylerin dikili durduğu, minik yuvarlak taşlarla doldurulmuş saksının ardında oturan insanları benim tanıdığım birinin tanıdığı başka birinin tanıdığı bambaşka birinin tanıdığı tamamen başka birinin tanıdığı hiç alakasızmış gibi görünen başka birinin tanıdığı birileri olması ihtimalini aklım almıyor doğrusu.

Her neyse işte. Bak yine akşam oluyor Mustafa. Yine kirli bulutlu bir maviye terkediyor bizi gün. İnsanın aklından neler neler geçiveriyor hemen. Göğe bakınca tuhaf bir ferahlama sarıyor insanın içini sanki. Bedenin ruh terkettikten sonra kavuştuğu huzur gibi. Omuzlarının boynun ile buluştuğu yerden aşağı doğru inen karıncalanmayla ürperiyormuş gibi.

Sonra bulunduğu yere göre bir bir yıldızlar ışımaya başlar. Ay zaten şurada. Belki de utancından bulutların arkasına saklanıp saklanıp duruyor.

Velhasılı kelam; gidiyor artık gün. Sen gözünü açıp da kapatıncaya kadar, o yerini karanlığa bırakmış olacak.
Üzerine bir de sanki yetişemeyeceğini bildiğin otobüsün ardından “yerse” niyetiyle acele ediyormuşsun gibi yersiz ve gelip geçici bir telaş. Karanlık geceye ilham verici loş aydınlık diyebilmek adına bir iki bahane…

Ne güzel işte yeni gün, yine bir sabah, falan ve filan. Hadi günaydın.

Bak yine bir 1 Nisan geçti, 3. oldu.

Paylaş/Sakla

Hadi birşeyler söyle.

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz.Valla! * olarak işaretli yerlerin doldurulması mecburi olup, gereği bilgilerinize arz olunur.
*
*